Sakız Köyü

Köyümüz

Merhaba,

Yeni websitemize hoşgeldiniz!



BENİM GÜZEL MEMLEKETİM MUT 

 

 

       

  Silifke’den Mut’a doğru Göksu ırmağı, başını taştan taşa çalan bir aşık gibi çılgın. Baba ocağından, ana kucağından kopar gibi kopmuş Torosların bağrından. Dorukların kar sularıyla, kartal çimeklerinin sonsuz gururuyla beslemiş kendini. Akdeniz’le kucaklaşmanın özlemi fışkırıyor dudaklarında. Dağları yırtıp yol eğleyerek yürüyor. Uçurumlarda yemyeşil türküler yakıyor gökyüzüne. Coşkulu sularında bazen kuş sürüleri bazen güneş oynaşıyor. Geçerken selamladığı her orman, özlemine yeşil bir yazma düşüyor. Akdeniz’i kucaklayan her Göksu damlası, aşk sınır tanımaz, aşk sınır tanımaz, diyor
.
  

 İLÇEMİZDE YETİŞEN BAHÇE BİTKİLERİ HAKKINDA KISA BİLGİLER          

      Mut; bulunduğu coğrafi yapı nedeniyle yılın oniki ayı ürün elde edilebilen bir bölgede bulunuyor. Kaysı ve zeytinin yanı sıra erik, incir, elma, ceviz, nar, üzüm ile sebze üretimi yapılan ilçede hayvancılık üretimide oldukça gelişmiştir.

 

        TARİHİ ESER NEDİR?  

 Çok geniş bir anlama sahiptir. Kısaca anlatmak gerekirse genelde yok olmuş devletlerin, milletlerin yaşadığı dönemlerden kalan yapılar, ibadet yerleri, devlet binaları, çeşme, köprü v.s, bunların dışında ev eşyaları, süs eşyaları dönemim paraları gibi günlük kullanımda  ne varsa bu materyallerin hepsi tarihi eserdir.      

 

Önce Türküler Kucakladı Şiiri

             

         

                                 
                                                                                                                                                                                                                                                                                  Silifke’den Mut’a doğru Göksu ırmağı, başını taştan taşa çalan bir aşık gibi çılgın. Baba ocağından, ana kucağından kopar gibi kopmuş Torosların bağrından. Dorukların kar sularıyla, kartal çimeklerinin sonsuz gururuyla beslemiş kendini. Akdeniz’le kucaklaşmanın özlemi fışkırıyor dudaklarında. Dağları yırtıp yol eğleyerek yürüyor. Uçurumlarda yemyeşil türküler yakıyor gökyüzüne. Coşkulu sularında bazen kuş sürüleri bazen güneş oynaşıyor. Geçerken selamladığı her orman, özlemine yeşil bir yazma düşüyor. Akdeniz’i kucaklayan her Göksu damlası, aşk sınır tanımaz, aşk sınır tanımaz, diyor.        

           Nereye mi gidiyorum? Mersin Üniversitesi Mut Meslek Yüksekokulu’nun düzenlediği şiir konferansına. Yüksekokul Sekreteri Yusuf Ziya AK’ın çağrısı cebimde. Yüreğimde sürekli kuşların havalandığı, bakışlarında bulutların yeşil emzirdiği bir adam, Şener öğretmen “Güneşin Kapıları”nı aralayacakmış. Yediden yetmişe bütün renkler çılgın bir tonda çıldırsın diye. Yusuf Ziya “Yanaklarına Sür Zamanı” diyecekmiş. Gökyüzü hiç kararmasın diye. Dilek, buruşmuş bir şarkı çıkaracakmış cebinden; ama atmayacakmış göle. Sular da buruşup kirlenmesin diye. Ebru “Suskunum Sana” diyecekmiş. Bütün gürültüler kahrolsun diye. Nuray “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” diyecekmiş. Yüzlerce badem çiçekleri, saçlarında gülen toprak solmasın diye. Bunca ben içinde, benim için ne kaldı ki geriye? Böyle bir aşka suları tanık etmekten başka. Öyleyse “Sular Tanıktır Aşkımıza” demeliyim. Suların kötürüm olmayacağı anlaşılsın ve mevsimlik sevdalardan uzaklaşılsın diye.

           İşte Mut. Karacaoğlan’ın beş ilinden biri. Sanki Karacaoğlan’ın nereli olduğu çok önemliymiş gibi. Mutlularda tıpkı Türkmenistan’ın Mahtumkulu ilinin Kızılertek kasabalıları gibi sahiplenmişler Karacaoğlan’ı.Karacaoğlan Parkı, Karacaoğlan Tepesi, Karacaoğlan Mezarı demişler bir yerlere. On beş mezarlı Yunus gibi, Karacaoğlan da beş mezarlı olup çıkmış. Ama hiç kimse sevgilisinin göğüslerindeki Karacaoğlan’ın dudak izlerinden söz etme yürekliliğini gösterebilmiş. Türkiye’de yalnızca şair Hasan Hüseyin bu yürekliliği gösterebilmiş. Karacaoğlan’a seslenerek “Karımın koynuna girsem sen kokuyorsun” demiş. Mut’un içindeki Karacaoğlan Parkını görüp de düşünmemek olası değil. Parktaki ulu çınarların dallarından yayılan bitimsiz aşk kokusunu kaç Mutlu içine çekiyor acaba? O çınarların yapraklarında dillenen Karacaoğlan sesini kaç kişi duyabiliyor?

            İlçenin küçücük otogarında Yüksekokul görevlileriyle buluştuk. Yüksekokula gitmek üzere bindiğimiz araç bol öksürüklü bir jipti. Bazı parçaları koşar giderim, bazı parçaları da dökülür kalırım diyordu. Okula vardığımızda deli bir poyraz okşuyordu Toros saçlarını. Yarın bakışlı öğretim görevlileriyle ve gelecek yüzlü öğrencilerle tanışmak, en az bir şiirin çatısını kurmak kadar güzeldi. Sonra yaşanan her an bir şiir tufanına dönüştü. Önce türküler kucakladı şiiri, sonra yürekler. Kimler katılmadı ki söyleşimize. Paris’ten Aragon’la Eluard geldiler. Gülhane Parkından Nazım Hikmet geldi. Tam yüzbin eli vardı. Tam yüzbin elle tokalaşıyordu her birimizle. Yunus’la Pir Sultan’ı ev sahibi olarak Karacaoğlan karşıladı. Yaşar Kemal’le Osman Şahin kol kola girdiler içeri. Bütün yüreklerin kanatları Toroslarca doruklarda. Hep bir ağızdan merhaba.

Adnan YÜCEL

Tarihi Çeşmelerimiz

 


 Geçmişten günümüze ulaşmış, tarihe ve her çeşit soyut - somut kültürümüze iz ve işaret olan eserleri korumak; kültürümüzü korumanın yanında atalarımızın anısını da yaşatmak anlamına gelmektedir. Örf ve adetlerimizi yaşatmanın bir yolu da, kültürümüze ve tarihi eserlerimize sahip çıkmaktan geçmektedir.

     Mut-Dere Köyündeki Çeşme

     Ben burada Mut merkezinde, köylerinde, yaylalarında, köy ve yayla yolları üzerinde bulunan tarihi çeşmelerimizden bahsetmek istiyorum. O günün şartlarında insanımız için çok önemli olan bu çeşmelerimiz zaman içinde adeta yok oluyorlar. Yaptıranı ve yapıldığı tarihi belirleyen kitabesi çoğunda bulunmayan eski çeşmelerimiz artık sahipsiz kaldılar. Bunlar geçmişte sahipsiz değillerdi. Fonksiyonları gereği çevre sakinlerinin gözetimini ve desteğini alıyorlardı. Şimdi sahipsiz kaldılar. Bu her biri insanların kullanımı için vücut bulmuş çeşmeler, ilçemiz kültür tarihinin görsel delilleri içinde önemli bir yere sahiptirler.

Amcam Çeşmesi

     Çeşmelerimizin bazıları yok oldu, bazıları ise hala ayakta durmakta, fakat çeşmesinden su akmamaktadır. Yayla veya köy yollarında bulunan bazı çeşmeler ise bizlere hizmet vermeye devam etmektedir. Tarihi çeşmelerimiz; yaşayanların himmetlerini büyük bir suskunlukla beklemektedirler. Ne yapmalı, neler yapılabilir, ne yapalım? Biraz konuşmalıyız. Biraz isteklerde bulunmalıyız. Bir şeyler yapılması için elimizden gelen ilgiyi sergilemeliyiz, dememiz yetmiyor. Bu tarihi çeşmelerimiz yok olmadan harekete geçilmesi gerekiyor. Her şeyden önce tahrip olmaya yüz tutmuş bütün tarihi çeşmeler restore edilmeli, restore işi yapılırken çeşmeler hakkında tarihi bilgilere ulaşılabiliniyorsa, çeşmenin üzerine bu bilgiler yazılmalı, restore edilmiş ya da edilmemiş olsun çeşmelerin duyarlarına gelişi güzel yazılar yazarak veya yıkarak tahrip edilmemeli. Tarihi dokusunun korunması sağlanmalıdır. Zarar verenler uyarılmalıdır. Bu konuda daha birçok şey söylemek mümkündür. Ama önemli olan söylemek değil harekete geçmektir. Çünkü tarihi çeşmelerimizin acilen bakıma ihtiyacı vardır.

Mut-Meydan Mahallesindeki Çeşme

     Güzel ilçemizin neresinde olursa olsun restore edilmemiş ve kullanıma açılmamış çeşme bırakmamak ve o çeşmeleri insanlarımızın hizmetine sunmak, geçmişle günümüzü iç içe yaşamamıza ve tarihi kültürümüzü yaşatmamıza vesile olacaktır.

 

Av Kültürü

               
  

Av kültürü deyince, ulusal ve uluslararası avcılık eylemine ilişkin çeşitli kültür oluşumlarının birikimi ve gelecek kuşaklara aktarımı akla gelmektedir. Avlanma eylemi ilk insanın gereksinmelerini karşılamasından başlayarak tarihsel süreç içinde kendi kültürünü oluşturmuştur. Mağara insanının duvar resimlerinden başlayarak eski Türk yazıtlarına, Hitit takılarından Antik çağ efsanelerine, Roma heykellerinden mermer kabartma ve lahit süslemelerine, Bizans mozaiklerine, Selçukluların ilk avcılık kitabından Osmanlı ve İran minyatürlerine, Rönesans ve sonrası pek çok ünlü ressamın tablolarına ve yazarların öykülerine bu kültürel birikimler yansımıştır.
     

      Avcılık, insanlık tarihinin büyük bir bölümünü oluşturmuştur. Avcılıkta amaç; yaban hayvanlarının yaşama ve soyunu sürdürmesini sağlamak, yaşama alanlarının daralmaması için gereken çabayı göstermek olmalıdır. Avcı; gerektiği kadar avlanmalı, fazlasından ve abartıdan uzak durmasını bilmelidir. Çevreye ve doğaya saygılı olmalıdır. Yaşadığımız coğrafyada yaşayan tüm hayvanların yaşamlarını kolaylaştırmayı kendisine amaç edinmelidir.    

      Avcılar; av hayvanını kendisine eşit kılmak için değil, üstünlüğünün fazlasını gidermeye çalışmak için yapmalıdır. Her zaman doğada yaşayan hayvanların üremesine çoğalmasına ve türlerini devam etmesine olanak sağlamalıdır. Avcılıkta önceliğin öldürmek fiili değil, gereksinim olduğu bilinmeli ve gerektiğinden fazla av yapılmamalıdır. İnsan avlanmada doğayı taklit etmeli ve doğanın dengesini bozmamalıdır. Avcıların yaşam tarzları ve sosyal etkinlikleri, yaygın yarar ve plana bağlılık gibi değerlerle sınırlandırılmalıdır.     

       Şimdi diyeceksiniz ki! Bütün bunları niye yazdın. Bütün bunları şunun için yazdım. Mut ilçesi kendisini çevreleyen dağları, tepeleri ve yaylaları ile avlanmaya çok müsaittir. Yine İlçemizde can bulan ve Silifke’de Akdeniz’le buluşan Göksu ırmağında oldukça avlanmaya elverişlidir. Avlanma olanağının çok fazla olmasındandır ki, bir o kadarda avcı vardır. Bu kadar çok avcı olmasına rağmen avlanma kültürü tam olarak oluşmamıştır.     

      Avcıların birçoğu gereksinimi kadar değil, avlayabildiği kadar av yapmaktadırlar. Buda ilçemizde yaşayan av hayvanlarının azalmasına neden olmaktadır. Geçmiş yıllarda yaylalara çıkarken yolda bir anda karşımıza çıkan tavşanlar, yol kenarında sesini duyduğumuz ya da sürü halinde gördüğümüz keklikler yok oldu, denecek kadar kayboldular. Yine aynı şekilde Göksu ırmağında bol miktarda bulunan balıklar azalmaya başladılar. Nasıl azalmasın ki; hafta içi yâda hafta sonu hiç fark etmez, ne zaman Göksu ırmağı kıyısına varırsanız varın çok sayıda avcıyı ırmak kenarında görürsünüz. Irmak ne desin, bu kadar avcıya balık yetiştiremez duruma düşmüş. Abartılı olmasın ama bu hayvanlara katliam yapıldığını düşünüyorum.

     İlçemizde, bilinçsiz ve kaçak avlanma sonucu av hayvanları azalmış durumdadır. Az sayıda hayvanında üremesi ve çoğalması da sınırlı sayıda olabilmektedir. Aslında kaçak avlanmayı önlemek için kontroller çok sık yapılsa da, av kültürü oluşmamış bir toplumda kaçak avlanmanın maalesef önüne geçilememektedir. Bazı tür hayvanların azalması doğanın dengesini de bozmaktadır.İlçemizde o eski günlerde bol miktarda bulunan bazı tür hayvanlarının yeniden var olabilmesi için, bir ya da iki yıl süreyle avlanmayı kesinlikle yasaklanmak ve hayvanların rahatça üremesini sağlanmak gerektiğine inanıyorum. Bırakalım doğa kendi kendine dengesini yeniden oluştursun. 

Görmek istediğimiz görüntü

Mut'un Yaylaları




Mut insanı yayla kültürü ile iç içedir. Yaz aylarında ilçe merkezindeki yüksek sıcaklık oranı nedeniyle başta Sertavul ve Kozlar olmak üzere yaylalara göç olmaktadır. Son zamanlarda Zeyker yaylasına da ilgi çoğalmıştır. Mut ve çevresinde yaylacılık, hayvanlarını otlatmak, tarım yapmak, yaz aylarında sıcaktan kurtulmak, eski bir geleneği yaşatmak gibi değişik amaçlarla yapılmaktadır. Mut'un her köyünün sınırları belirtilmiş yaylaları vardır ve köylüler genellikle kendi köylerine ayrılmış yaylalarına göçer. Daha önceleri yaya ve hayvanlar aracılığı ile çok güç koşullarda gerçekleştirilen yaylaya göç, ulaşım araçlarının çoğalması ile kolaylaşmıştır. Bu yüzdende hemen hemen her saat yayla yollarında bir araç görmek mümkündür.

      Sertavul, Kozlar ve Zeyker yaylalarına genellikle yaz aylarındaki Mut’un yoğun sıcağından kurtulmak için gidilmekte ve uzunca süre tatil yapılmaktadır. Hatta Mut dışında da gelip yaz tatilini burada geçirenler vardır. Çok az sayıda kişi bağ-bahçe işleri ile uğraşmaktadır. Fakat Mut’un diğer yaylalarında ise tam tersidir. Çoğunluk tarım ve hayvancılık ile uğraşırlar ve bu yüzden yaylaya göç ederler. Az sayıda da tatil amaçlı gelenler vardır. Şu unutulmamalıdır ki Mut’un bütün yaylaları çok özeldir. Birçok yönden biri birine benzerler, essiz bir güzelliğe sahiptirler. Yaylalarının en belirgin özelliği Çam, katran, köknar ve ardıç ormanlarıyla kaplı, üzerinde iyi ot yetişen verimli topraklı sahip olmasıdır. Yazın yaylaya göç edemeyen çok sayıda Mut'lu ise hafta sonları piknik yapmaya gitmekte ve güzel yaylalarımızın nibetlerinden faydalanmaktadır.

Sertavul Yaylası: Karaman-Mut karayolu üzerinde Sertavul Geçidi'nin inişinde, Mut'a 36 km uzaklıkta bir yayladır. Sertavul Geçidi 1650 m, yaylası da yaklaşık 1500 m yükseklikte, yayla yaşamlı yerleşim yeridir. Toros Dağları ile İç Anadolu bozkırlarının bir geçiş yeri sayılır. Güvenlik ve asayiş, elektrik, su, telefon ve orman kontrol hizmetleri mevcuttur. Yazın Mut halkının yanı sıra çevre il ve ilçelerden de göç alan yaylanın nüfusu oldukça yüksektir. 

Kozlar Yaylası: Mut'a 18 km uzaklıkta, 1410 m yüksekliktedir. Çevresi çam ve ardıç ağaçları ile kaplı olan yayla, suyu ve meyve bahçeleri ile ünlüdür. Sakinliği nedeniyle tercih edilir. Elektrik, su, telefon hizmetleri bulunmaktadır. Yaylanın 1-2 km yakınında Mavga Kalesi, kurulduğu yerde kalıntılar ve çevresinde zengin deniz fosil yatakları mevcuttur. Yayla doğal güzellikleriyle de dikkat çeker. İkisi kısa birisi uzun kanyonların yanı başında, çok zengin deniz fosil yataklarının bulunduğu dağ yamacına kurulmuş tarih ve doğa ile içice şirin bir yayladır. Subaşlarında kamp yapmanın yanı sıra kanyon yürüyüşleri yapılabilir.

Zeyker Yaylası: Mut'a 16 km uzaklıktadır. Son yıllarda Sertavul ve Kozlar yaylalarındaki yoğun yapılaşma nedeniyle sakinlik arayanlar burada yazlık evler yaptırmaya başlamışlardır.

Göğden Yaylası: İlçe merkezine 35 km uzaklıktadır. Özellikle Çömelek ve Hacıahmetli köyü halkı bu yaylaya çıkar. Yaylada her yıl "Çömelek Köyü Elma, Üzüm ve Kültür Şenliği" düzenlenmektedir.

Değirmenlik Yaylası: Mut'un batısında, 65 km uzaklıktadır. Derepazarı ile Ermenek arasındadır. Suyu boldur, bu nedenle elma bahçeleri oldukça yaygınlaşmıştır. Çevre köylerden 300 - 400 hanenin yaz aylarında buraya çıkıp yaylaladığı bilinmektedir. Karamanoğullan'nın ilk beyi Nure Sofi burada vefat etmiş ve burada gömülmüştür.

Derepazarı Yaylası: İlçemize 50 km uzaklıkla, eski Ermenek yolu üzerindedir. Çevresinde birçok küçük yayla vardır. Suyu az ama soğuk olan yaylada, elma bahçeleri ve üzüm bağları bulunmaktadır. Yayla, hayvancılık yapanların da tercih yeridir. Burada yaz aylarında her haftasonu (Pazar günü) "Pazar" kurulur. Köradöne Köylerinin (7-8 köy) ortak pazarı olan Derepazarı'nın en az 100 - 150 yıllık bir geçmişi olduğu tahmin edilmektedir.

Yağlı Yaylası: Kavaközü Köyü ile Karaman arasındadır. Selamlı ve Hacıilyaslı köylülerinin yayla olarak kullandıkları yerdir. Yaylada geniş bir alana yayılmış bina kalıntıları vardır.

Göktepe, Yellibel, Sarıyayla, Çal, Düden Yaylaları: Mut'un batısında olan bu yaylalar ilçemize uzaktır. Yaylalar, daha çok hayvancılığa elverişlidir. Son yıllarda nohut ekimi yaygınlaşmıştır.

Çiviözü, Demirözü, Navdalı Yaylaları: Mut'un kuzeyindedirler, ilçemize uzak olan bu yaylalar bugün artık birer köydür.

Kestel, Söğütözü, İmrenözü Yaylaları: Mut'un kuzey doğusunda yer almaktadırlar. Yaylaların üçü de birbirine yakındır. Söğütözü Yaylası (ilçeye 30 km uzaklıkta), antik yol üzerindedir. Bu civarda Roma dönemine ait bir de köprü vardır. Çevresi çam ağaçlarıyla kaplı üç yaylada da meyve bahçeleri (çoğunlukla elma) bulunmaktadır. Bu yaylalar hayvancılık yapanların da tercih yeridir.

Diğer: Katırardıç, Güzle, Cankabak, Dedekavak, Güzlek, Sazak, Üzümvermez, Tozlu, Tahtalı, Sorgun, Kızılova, Kumru ve İşemik yaylaları ilçemizin çok sayıda yaylasının bazılarının adıdır.



Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol